Koltuk Altı Kadın Kadına Haram Mıdır? Toplumsal Cinsiyet ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir İnceleme
Toplumsal Normlar ve Beden Üzerindeki Denetim
“Koltuk altı kadın kadına haram mıdır?” sorusu, bir dini mesele olmaktan çok, toplumsal cinsiyetin, bedenin ve kadınların toplumsal rollerinin nasıl şekillendiğiyle ilgili derin bir tartışma alanı oluşturur. Bu soruya sadece dini açıdan yaklaşmak, meselenin karmaşıklığını göz ardı etmek olur. Çünkü bu soruyu sormak, aslında kadın bedeni üzerinde yıllardır süregelen toplumsal normların ve değerlerin sorgulanmasından başka bir şey değildir.
Kadınların bedenleri üzerinde var olan denetim, toplumda sıkça gördüğümüz ve kabul edilen bir olgudur. İstanbul’da, toplu taşımada ya da sokakta karşılaştığım pek çok kadın, başörtüsünü takarken, vücutlarını başkalarına gösterme korkusu taşır. Aynı şekilde, toplumda kadınların birbirlerine fiziksel yakınlıkları konusunda bile çok ince bir çizgi vardır. Bu bağlamda, “koltuk altı” meselesi de sembolik bir anlam taşır. Çünkü bu tür sorular, bedenin, toplumsal bir varlık olarak nasıl şekillendirildiğine dair çok sayıda endişeyi yansıtır.
Bunu bir örnekle açmak gerekirse, geçtiğimiz günlerde işyerimden bir arkadaşımın kadın arkadaşına gösterdiği yakınlık beni çok düşündürmüştü. İki kadın birbirini sarıldığında, başkalarının bakışları bile bu davranışı sorguluyordu. Oysa bir erkek ve bir kadın arasında benzer bir yakınlık söz konusu olduğunda, bu durum neredeyse normalleştirilmişti. İşte bu, toplumsal cinsiyet normlarının, beden üzerindeki denetimi nasıl şekillendirdiğini ve ne kadar derinlere işlediğini gösteriyor.
Farklı Sosyal Grupların Perspektifinden Bedenin Anlamı
Koltuk altı ve kadın kadına ilişkisi gibi konulara bakarken, farklı toplumsal grupların bu meseleyi nasıl algıladığını incelemek de oldukça önemlidir. Örneğin, muhafazakâr bir kesim bu tür yakınlıkları haram ya da yanlış olarak değerlendirirken, daha liberal bir kesim bu durumu doğal bir arkadaşlık ya da samimiyet göstergesi olarak görebilir. İstanbul’da yaşayan biri olarak, toplumsal çeşitliliği gözlemlemek, bu tür sorulara verilen yanıtların ne kadar farklılık gösterebileceğini anlamamı sağladı.
Bir arkadaşım, sık sık başörtüsü takan ve kendi inancına sadık kalan bir kadın olarak, kadınlar arasındaki fiziksel yakınlık konusunda çok temkinli davranırdı. Ona göre, bu tür bir yakınlık, yalnızca özel bir ilişkiyi simgeliyor ve “haram” denebilecek bir boyuta ulaşabilir. Bu düşünce, onun toplumdaki yerini ve kimliğini de şekillendiriyordu. Oysa başka bir arkadaşım, aynı şehirde, bir kafede otururken bir diğer kadın arkadaşına yakınlaşmanın, yalnızca kişisel bir tercih olduğunu savunuyordu.
Bu noktada, dini ya da kültürel etkenlerin yanı sıra, toplumsal sınıf, eğitim durumu ve bireysel deneyimler de bu meseleyi nasıl algıladığımızı etkiler. Kimi insanlar daha özgür bir şekilde kendilerini ifade ederken, kimileri geleneksel değerlerden kopamıyor. Bu çeşitlilik, bedenin anlamının toplumda nasıl değiştiğini gösteriyor.
Sosyal Adalet ve Bedenin Özgürlüğü Üzerine Düşünceler
Bu tür tartışmalar, yalnızca bireysel özgürlüklerle değil, toplumsal adaletle de yakından ilişkilidir. Kadınların bedeni, toplumsal normların şekillendirdiği en önemli alanlardan biridir. Kadınların birbirlerine yakınlık göstermeleri, sosyal normlar tarafından sınırlanabilirken, erkekler ve kadınlar arasındaki mesafeler daha esnek olabilir. Bu tür sosyal normların aşılması, aslında toplumsal adaletin bir parçasıdır. Toplumda kadınlar arasındaki yakınlık, genellikle “günah” ya da “yasak” gibi kavramlarla ilişkilendirilir. Ancak bu, kadınların kendi bedenlerine ve ilişkilerine dair karar verme haklarının kısıtlanması anlamına gelir.
Sosyal adalet, insanların kendi bedenleri üzerinde özgürce karar verebilmelerini ve toplumsal cinsiyetin baskılarından kurtulmalarını sağlamayı hedefler. “Koltuk altı kadın kadına haram mıdır?” sorusu, aslında bu özgürlüğün ne kadar kısıtlandığını sorgulayan bir sorudur. Bedenin, cinsiyetin ve toplumsal kimliklerin sıkça normlarla sınırlandırıldığı bir dünyada, bireysel özgürlükler ve toplumsal adaletin sağlanması adına, bu tür normların aşılması gerekir.
Sonuç: Beden, Toplumsal Cinsiyet ve Özgürlük
Sonuç olarak, “koltuk altı kadın kadına haram mıdır?” sorusu sadece dini bir mesele olmanın çok ötesindedir. Bu soru, toplumsal cinsiyet normlarının ve kadın bedeninin üzerindeki denetimin sorgulandığı bir alanı işaret eder. Sokakta, işyerinde, kafelerde, bir araya geldiğimiz her ortamda, bedenin, cinsiyetin ve yakınlığın nasıl algılandığına dair sürekli bir pazarlık vardır. Farklı toplumsal kesimlerin bu konuyu nasıl ele aldığı, toplumsal çeşitliliğin ve adaletin ne kadar önemli bir mesele olduğunu gösterir.
Toplum olarak, bedenlerimiz üzerindeki denetimi kırmak, kadınların ve diğer cinsiyetlerin özgürlüklerini tanımak, toplumsal adaletin sağlanmasında büyük bir adımdır. Bu tür normların sorgulanması, bireylerin kendi kimliklerini ifade etmelerini kolaylaştıracak, daha özgür bir toplumun inşasına katkı sağlayacaktır.