Çocuk Mahkemesinde Savcı Yok mu? Bir Ekonomistin Gözünden Adaletin Kaynak Dağılımı
Bir ekonomist için her mesele, ister piyasada ister adalet sisteminde olsun, temelinde kıt kaynakların etkin kullanımı meselesidir. Her karar, bir fırsat maliyeti taşır; her tercih, başka bir seçeneğin terk edilmesi anlamına gelir. Bu bakış açısıyla, “Çocuk mahkemesinde savcı yok mu?” sorusu sadece hukuki değil, aynı zamanda kaynak tahsisi ve toplumsal refah açısından da derin bir analiz gerektirir.
Ekonomik Perspektiften Adalet Sistemi: Bir Kamu Hizmeti Olarak Yargı
Adalet sistemi, tıpkı sağlık veya eğitim gibi, devletin sunduğu bir kamusal maldır. Bu nedenle, piyasadaki klasik arz–talep dengesiyle değil, adalet, eşitlik ve kamu yararı ekseninde değerlendirilir. Ancak kamusal malların üretiminde her zaman bir bütçe kısıtı vardır. Ekonomik açıdan bu kısıt, “adil yargılanma hakkı” gibi soyut değerlerin somut kurumlar üzerinden şekillenmesine neden olur. Çocuk mahkemelerinde savcının bulunup bulunmaması da bu çerçevenin bir yansımasıdır.
Çocuk Mahkemesi Nedir ve Savcının Rolü Ne Olur?
Çocuk mahkemeleri, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu kapsamında kurulan, suça sürüklenen veya korunma ihtiyacı olan çocukların yargılandığı özel mahkemelerdir. Bu mahkemelerde genellikle çocuğun yüksek yararı ilkesi gereği daha koruyucu, pedagojik bir yaklaşım izlenir. Savcının klasik anlamda cezalandırma yerine, çocuğun yeniden topluma kazandırılması yönünde hareket etmesi beklenir.
Ancak bazı durumlarda, çocuk mahkemelerinde duruşmalarda aktif olarak savcı bulunmayabilir. Bunun nedeni, yargısal sürecin daha az çatışmacı ve daha çok onarım temelli bir yapıya bürünmesidir. Bu, bir anlamda “adalet piyasasında” cezalandırıcı sermayenin azaltılması, rehabilite edici yatırımların artırılması anlamına gelir. Ekonomik terimlerle, devlet sınırlı yargı kaynaklarını yeniden tahsis ederek sosyal getirisi yüksek alanlara yönlendirir.
Kaynak Dağılımı ve Adaletin Ekonomisi
Ekonomide her karar bir maliyet–fayda analizine dayanır. Çocuk adalet sisteminde savcının bulunmaması, bazı eleştirilerde “eksiklik” olarak görülse de, ekonomi perspektifinden bu durum bir verimlilik tercihi olarak okunabilir. Çünkü çocuk mahkemeleri, cezalandırmadan ziyade önleyici ve onarıcı adaleti önceleyen bir alandır. Burada savcı yerine sosyal hizmet uzmanı, psikolog, pedagog ve denetimli serbestlik uzmanı gibi aktörlerin rolü artar. Bu, adaletin “üretim faktörlerinin yeniden dağılımı” anlamına gelir.
Bu bağlamda devlet, ceza ekonomisinde kısa vadeli “caydırıcılık” üretmek yerine, uzun vadeli “insan sermayesi” yatırımına yönelir. Çünkü bir çocuğu sisteme kazandırmak, bir mahkûmu yıllarca barındırmaktan çok daha düşük maliyetlidir. Bu, toplumsal refah fonksiyonunu maksimize eden bir tercihtir.
Piyasa Dinamikleriyle Analojiler
Ekonomide “piyasa başarısızlığı” kavramı, bireysel çıkarların toplumsal sonuçlarla çeliştiği durumları tanımlar. Çocuk adalet sisteminde savcının geri planda kalması da benzer bir düzeltici mekanizmadır. Çünkü klasik ceza piyasasında cezalandırma talebi yüksekken, çocuk adaletinde toplumun uzun vadeli çıkarı rehabilitasyon üzerindedir. Devlet bu noktada “düzenleyici otorite” olarak piyasaya müdahale eder; arz–talep dengesini, toplumun gelecekteki refahını gözeterek yeniden kurar.
Böylece çocuk mahkemeleri, kısa vadede “daha az cezalandırıcı görünse” de, uzun vadede sosyal sermayeyi artıran bir kamu politikasıdır. Ekonomist bakışıyla, bu sistem geleceğe yatırım yapan, toplumsal maliyetleri azaltan bir mekanizma olarak okunmalıdır.
Toplumsal Refah ve Geleceğe Dair Senaryolar
Geleceğe yönelik ekonomik senaryolarda, adalet sistemlerinin mali verimliliği ile toplumsal faydası arasındaki denge daha çok tartışılacaktır. Çocuk mahkemelerinde savcıların rolü, bu tartışmanın mikro düzeydeki örneklerinden biridir. Otonom yargı modelleri, dijital delil sistemleri, psikososyal değerlendirme algoritmaları gibi yenilikler, kaynak kullanımını daha da optimize edecektir.
Eğer bu dönüşüm başarıyla yönetilirse, devlet bütçesinden adalet sistemine ayrılan kaynaklar sadece “cezalandırma” için değil, önleme, eğitim ve istihdam politikaları için de kullanılabilecektir. Bu da hem ekonomik büyüme hem de sosyal istikrar açısından çift yönlü kazanç yaratır.
Sonuç: Savcının Yokluğu Değil, Kaynakların Yeniden Tanımı
“Çocuk mahkemesinde savcı yok mu?” sorusu, aslında “Devlet adalet kaynaklarını nasıl dağıtıyor?” sorusunun bir alt başlığıdır. Ekonomik açıdan bu durum, cezalandırma kapasitesinden bir miktar feragat edilip, insan sermayesinin korunması yönünde stratejik bir yatırım yapılması anlamına gelir. Toplumsal fayda teorisi açısından da, geleceğin üretken bireyini kazanmak, bugünün cezai tatmininden çok daha yüksek getirili bir tercihtir.
Dolayısıyla savcının yokluğu, adaletin eksilmesi değil, adaletin yeni bir ekonomik formda yeniden tanımlanmasıdır. Bu, hukukun ekonomisiyle toplumsal refahın kesiştiği noktada, gelecek kuşaklar için en rasyonel yatırım olabilir.