Kozmos Sistemi Nedir?
Bir zamanlar, Kayseri’nin soğuk kış akşamlarında odamın penceresinin önüne oturup, gökyüzüne bakarak dünyadan uzaklaşıp başka bir evrene kaymak… İşte tam olarak bu düşünce, beni bugün yazmaya itti. Çünkü her şey bir anda o kadar karmaşıklaşıyor ki, her gece bu gökyüzüne bakarken, kendimi bir yolculuğa çıkmış gibi hissediyorum. Bazen içimden, “Eğer bu kadar büyük bir evrende kaybolmuşken, aslında ne kadar da küçük bir noktayım…” diye geçiriyorum.
Kozmos sistemi nedir, diye düşündüğümde; bir zamanlar, sadece bilimsel bir tanım gibi gelirdi. Yani, bir sistem… gezegenler, yıldızlar, galaksiler… tüm bunlar bir düzenin parçasıydı. Ama sonrasında, hayatımda çok sevdiğim birinin kaybolduğuna tanık olduğum o an, her şey başka bir anlam kazandı. O an, evrenin ne kadar sonsuz olduğunu, bir yerlerin ne kadar uzak olduğunu daha çok hissettim. İnsan en yakınlarını kaybettiğinde, bu sonsuzluk; sadece bir kavram olmaktan çıkıp, hayal kırıklığı ve korkuyla yoğrulmuş bir duygu haline geliyor.
Bir An, Bir Yıldız
Bir gün, saatlerce yazmak için bilgisayarımın başında oturmuş, ne yapmam gerektiğini bilmeden geçirdiğim o korkunç sessizlik içinde, bir an gözlerim tekrar pencereye kaydı. Kayseri’nin karlı sokaklarında bir tüy kadar ince rüzgar, ağaçların dallarında çığlık çığlığa dans ederken, gökyüzü de benden bir şeyler bekliyormuş gibi görünüyordu. İçimdeki boşluk, bu kadar basit bir yıldızla doldurulabilir miydi? Hiçbir şeyin gerçek anlamda kaybolamayacağını hatırlatan o parıltı, birden varoluşumu sorgulamama yol açtı.
Her şey bir araya geldiğinde, kozmosun içindeki sonsuz gezegenlerin, yörüngelerin, hareketlerin aslında bir araya gelip bir düzeni oluşturduğunu fark ettim. Sadece gezegenlerin hareketleri değil, insanlar arasındaki ilişkiler de bir tür kozmik sistem gibi, birbirini etkileyip yönlendiren, bazen bozulan bazen yenilenen bir düzene sahipti. Bir an, sanki bir gezegenin etrafında dönüyormuşum gibi, tüm bu küçük anların birbirini nasıl etkilediğini düşündüm. Kaybolan biri gibi hissediyordum, ama belki de kaybolmak, en sonunda bir keşfe çıkmaktı.
Birbirine Dönüşen Yörüngeler
O günden sonra, her gece gökyüzüne bakarak düşüncelerimi yazdım. Bir yerlerde, her şeyin bir şekilde birleştiği bir yer vardı ve ben bu yeri keşfetmek istiyordum. O kadar karışık, o kadar zor ki bazen her şey; içimden, “Birinin anlamasını istemek, birisinin beni gerçekten duyup anlamasını beklemek ne kadar da boş bir arzu!” diye geçirdiğimi hatırlıyorum. Ama işte, o an fark ettim; belki de Kozmos sistemi sadece yıldızların birbiriyle çarpışmalarından ibaret değildi. Bazen insanların da birbiriyle bağlantıları, ilişkileri, acıları, mutlulukları o kadar önemliydi ki. Her şey birbiriyle bir yörünge gibi bağlıydı. Bazen bir gezegenin yönü değişiyordu, bazen başka bir gezegen bir olayı etkiliyordu… Tıpkı hayatın içindeki ilişkiler gibi.
Bir gün, en yakın arkadaşımla konuşurken, bana şunu demişti: “Hayatın düzeni, bir kozmik dans gibi. Kimi zaman yanlış adımlar atarız ama yine de bir şekilde yolumuza devam ederiz.” O an, tam olarak anlamadım ama sonrasında, yazdığım her kelime, onu hatırlatıyordu bana. Gerçekten de, kozmik sistemde gezegenler ne kadar kayarsa kaysın, bir şekilde yerli yerine oturuyor. Bazen, duygularım da bir yörünge gibi kayboluyor, ama sonunda bir şekilde tüm o kırık dökük duygularımı bir araya getirebiliyorum.
Sonsuzluğa Bir Adım Daha Yaklaşmak
Zaman geçtikçe, kaybolmanın, kaybetmenin ve sonra yeniden bulmanın bir parçası olduğumu fark ettim. Her sabah bir umutla uyanmak, bazen en basit şeylerden huzur almak, bazen de sonsuz bir boşlukta kaybolmak, her birinin kendine ait bir yeri vardı bu devasa kozmosun içinde. Ama ne olursa olsun, her şey birbirini etkiliyordu. Bu, bazen bir yıldızın patlaması gibi, bazen bir gezegenin yörüngesinden kayması gibi hissettiriyordu. Ama sonunda, bir şeylerin doğru yerine oturduğunu hissediyordum.
Ve en son, bir sabah, Kayseri’nin o hüzünlü sokaklarına bakarken, kafamda şu cümle belirdi: “Kozmosun en büyük sırrı belki de, bir şeylerin kaybolmasının, aslında başka bir şeyin ortaya çıkması olduğudur.” O an, hayatın da bir kozmos gibi olduğunu düşündüm. Belki bir süre kayboluyoruz, belki de kaybolduğumuzu zannediyoruz. Ama her kayboluş, bir başka buluşu doğuruyor. Bunu fark ettiğimde, tüm o gezegenlerin arasındaki hareketi hissedebildim. Çünkü kaybolan her şey, aslında yeniden doğmak için bir fırsattı.
Sonuç
Kozmos sistemi, uzayda sadece yıldızların hareketleri ve gezegenlerin yörüngeleriyle sınırlı değil. Bazen, o büyük evrenin içinde, insan ilişkilerinde de benzer bir sistem olduğunu hissediyorum. Bir yerlerde bir şeyin kaybolması, bir başka şeyin doğmasına neden oluyor. İçinde bulunduğumuz bu evrenin her bir parçası, kendi yerini bulmaya çalışıyor, ama bazen kaybolmak da bir yolculuğun parçası. Bu yazıyı yazarken, gökyüzüne bakarken hissettiğim duyguları bir nebze olsun size aktarabildiysem ne mutlu bana. Çünkü evrenin en büyük sırrı, belki de bir şeyin kaybolmasının, aslında yeni bir şeyin doğmasına yol açtığını bilmektir.